İMİRZAĞA KÖYÜ
İmirzağa Köyü: Sarız'a bağlı küçük bir köydür. Sarız'a uzaklığı 34 Km.'dir. Sarız'ın batısında yer almaktadır. Bu gün itibarı ile 25 ev bulunmaktadır. 2000 yılı nüfus sayımına göre 75 kişi yaşamaktadır. Köyde bulunan evlerin 8 tanesi boş olup kullanılır durumda beklemektedir.
Dört sülale bulunmaktadır. Bunlar: 1-ARIK 2-ASLANTAŞ 3-KOÇ 4-TEKE Sülaleleridir.
Köyümüz göç veren bir köy olduğu için nüfusu zamanla azalmaktadır. Köy nüfusunun yaklaşık üç katı kadar da köy dışında yaşayanlar vardır.
İMİRZAĞA KÖYÜNÜN KURULUŞU VE TARİHİ
Pazarören Nahiyesinde Mustafa Çavuş isimli bir şahıs kendi yakınları ile anlaşamayınca Halit Ağa'ya vararak yurt ister. Halit Ağa "İmirzağa'ya git yerleş." der. Mustafa Çavuş Pazarören'den göçerek İmirzağa Köyü'ne yerleşir. Mustafa Çavuş çok zengin olur. Hanımı Gümüş Hatun ise Mustafa Çavuş'tan daha çok tanınmaya başlar. Bütün çevrede Gümüş Hatun ismi söylenir.
Halit Ağa, İmirzağa Köyü'nü tapu yaptırır ama orayı hiç bilmiyor. Kardeşi Osman Ağa ile birlikte bir sürü sığır toplar. Sığırı otlatacak bir yayla arar. Bu arada Gümüş Hatun'un kocası Mustafa Çavuş Pınarbaşı cezaevine girer. Orada Halit Ağa ile tanışır. Mustafa Çavuş "Benim köyümde çok iyi bir yayla var. Bu yıl oraya çık." der. Halit Ağa kabul eder. Bu arada Halit ağa Mustafa Çavuş'u hapisten kurtarır. O yıl İmirzağa'da kalır. İkinci yıl tekrar yaylaya İmirzağa'ya çıkar. Gümüş Hatun bunu kabul etmez ve Halit Ağa ile arası açılır. Halit Ağa Kızılpınar Köyü'nde bulunan oğlu Halil İbrahim'e "Sen İmirzağa'ya yerleşeceksin." der. Halil İbrahim kabul eder. Kardeşi Osman Ağa da oğlu İbrahim Ağa'yı İmirzağa Köyü'ne gönderir. İbrahim Ağa, Halit Ağa'nın kızı Meryem Hatun'la evlenmiştir. Bu arada İmirzağa Köyün'de iki tane İbrahim Ağa olmuştur. Bunlardan Birisi Halit Ağa'nın, diğeri ise Osman Ağa'nın oğludur. Bu arada Gümüş Hatun ile Halit Ağa'nın arası iyice açılmıştır. Geri göçmesini ister ama Halit Ağa'nın tapulu mülkü olduğu için bir türlü çıkaramaz. Gümüş hatun'un Ağa isminde bir de oğlu vardır. İmirzağa Köyü yakınlarında Pınarbaşı ile Tomarza ilçelerinin müşterek bir yaylası vardır. Bu yaylanın damları birileri tarafından yakılır. Kurtlar Köylüleri Bunu Mustafa Çavuş yaktı derler. İhbar üzerine Mustafa Çavuş hapse atılır.Bu arada hem Halil İbrahim hem de İbrahim ağa ikinci evliliklerini yaparlar. İbrahim Ağa'nın Bekir, Ahmet Çavuş, Mahmut, Mehmet, Halil ve Ömer adında altı oğlu ile Fadime adında bir kızı vardır. Halil İbrahim'in ise Bekir, İsmail, Halitağa, Mustafa, Hacı ve Hasan adında altı oğlu ile Sultan, Zala, Selbi, Medine, Dudu, Fadime isimli atı da kızı vardır. Halil İbrahim ile İbrahim Ağa'nın Kızılpınar Köyü'ndek bulunan kardeşleri de yazın İmirzağa Köyüne yaylaya gelmektedirler. Daha sonra Osman Ağa'nın oğlu Ali ağa da İmirzağa Köyüneyerleşti. Ali Ağa'nın Abdulkerim, Osman, Musa, Mehmet adında oulları ile Zala, Fadime, Fatiş, Şerife isimli kızları olmuş, böylece İmirzağa Köyü iyice genişlemiştir. Gümüş Hatun'un ise başı bir türlü beladan eksik olmuyor. Bir kocası Mustafa Çavuş, bir oğlu Ağa hapse girip çıkıyor, Gümüş Hatun;bir Aziziye'ye, bir Sivas'a gidip gelmektedir. Gümüş Hatun'un ocası hapiste, kendisi oğlu Ağa ile başbaşa iken Osmanlı harbe girmiş, Adana işgal edilmiş, Tufanbeyli kuşatılarak İmirzağa Köyünün komşusu Şarköy başkent ilan edilmiştir. Bu köylerin kurtarılması için Ağa bir ekip kurarak Kurudere Köyü yakınlarından Şarköy'ü çembere almak ister. Ağanın hem yanındaki adamlar hem de hayvanlar açtır. Harmandan atlara yem alacakları sırada adamlardan biri yakalanır. Köylüler yakalanan kişiyi sorguya çektiğinde "Ben yalnız değilim. Yanımda İmirzağa Köyü'nden Mustafa Çavuş'un oğlu Ağa da var. der. Ağa Kurudere Köyü'nden kaçarken Kemer Köyü'nde bir değirmende yakalanır. Pınarbaşı cezaevine konur. Gümüş Hatun Halit Ağa'ya yalvarır. Halit Ağa Ağa'yı cezaevinden kurtarır ama Ağa ince bir hastalığa yakalandığı için ölür. Aradan çok geçmeden Mustafa Çavuş da ölür. Bunun üzerine Gümüş Hatun şu ağıdı söyler;
Eşekciye karıştım da. Kelepçe sıkmış kolunu. Cevizli çat seyran dağa.
Yola gittim şaşa şaşa. Maşallah oğlum maşallah. Verseler de içsem ağa.
Ben bunu validen aldım. Evvel Allah sonra paşa. Ben oğlumu götürürken.
Hanımlara düşe düşe. Kurtarırım seni inşallah. Görenler dedi kurt beya.
.
Kekilinden istedim de. Şu öze çadır tutturdum. Gel hele dudu gel hele.
Beni de geri ittiler. Sümbül ile çiçek ile. Gel dudu yanımda otur.
Gadan alam sultan hatın. Duduya gelin getirdim. Bu yıl ben yayla görmedim.
Damdan aşağı attılar. Yedi davul köçek ile. Git yayladan çiçek getir.
Şu öze çadır tuttum da. Ben hazıma adam demem. Hata babam oğlu hata.
Sanki ben de aldım muraz. Muhacir bilir mi hatır. Ağa osandı yata yata
Duduyu gelin getirdim. Kelepçeyi vurun demiş. Atlı önünde yaya gitmiş.
Yüz gülücü dudak kiraz. Ne insafsız bizim müdür. Sigarası tüte tüte.
Bohçayı bohçaya kattım. Bohçayı bohçaya kattım.
Biri oğlu biri pederi. Birbirinden seçemiyom.
On tosunluk ata biner. Hele vezir dura dursun.
Kağnıdan olmuş kederi. İnce Ağamdan geçemiyom.
KIZILPINAR’IN ÖZ GEÇMİŞİ
Halil İbrahim’in Çapanoğlu ile arası açılınca oğulları Arık Hasan ve Arık Mahmut’la birlikte mecburi göçe zorlanır. İlk önce Pınarbaşı’nın Halitbeyören köyüne gitmek için yola koyulurlar. Halitbeyören’e Çerkez’lerin yerleştiğini tespit ederler daha sonra göç yolunu değiştirerek Maraş bölgesine gitmek için yola düşerler.
İncemağara’ya vardıklarında köy çok hoşlarına gider. Buraya yerleşirler. Bir müddet burada otururlar.
Arık Mahmut’un oğlu Kara İsmail’in Osmanlı’ya isyanı sonucu hükümet tarafından idamına karar verilir. Kara İsmail dağa çıkar.
Arık Hasan ile Arık Mahmut’un sülalesi çoğalır. Bir kısmı İncemağara’da kalırlar. Arık Hasan’ın oğullarından Bekir, Hacı Osman, Müslüm Kızılpınar’a gelirler. Diğer oğullarından Karaoğlan, İmir ve Hoca da İncemağara’da kalır. Arık Mahmut’un oğullarından Kara İsmail’in oğulları, Halit Ağa’nın kardeşleride Kızılpınar’a yerleşirler.
Kara İsmail müfreze tarafından Pınarbaşı’nın Çamlıca bölgesindeki ormanlık bir alanda vurulur ve öldürülür.
Kara İsmail’in oğullarından Halit Ağa Pınarbaşı (Aziziye) toprak komisyonu başkanlığına seçilir.
Şu anda Sarız’da bulunan Kekeç’ler de Pınarbaşı ve Yozgat bölgesinden sürülür. Sarız’ın ( Sarıçiçekli ) boş bir alan olduğunu görürler. Oraya çadır kurarlar. Kekeç’lerden bir kısım kişiler Halit Ağaya vararak burayı bize iskan olarak ver derler. Halit Ağa’dan iskan alıp orada otururlar.
Kızılpınar o anda kabilelerin yaşadığı faal bir köy değildir. Kızılpınar’ın üst tarafındaki Körpınar’dan bir ırmak büyüklüğünde su akmaktadır. Şu anda Onoluk’un yerinde de büyük bir su kaynamaktadır. Burada küçük bir göl meydana gelmiştir. Gölün rengi kırmızı çamur halindedir. Bilahare gölün yavaş yavaş çekilmesi, yukarıdaki gözün kuruması neticesinde Kızılpınar köyünü kurarlar.
Arık Hasan’ın oğullarından Hacı Osman’ın birkaç mandası gölün içerisine girer. Bir tanesi mile çöker. Bir türlü kurtulamaz. Ancak orada bulunan aileler göle girerek mandayı. keserler. Halat ve ip yardımı ile mandanın leşini göl kenarına alırlar. Mandanın kanı gölün içerisinde kırmızı bir renk aldığı için çamurla karışıp kızıl şeklinde akar. Daha önce Sarıçıçekli ( Sarız ) diye anılan yerin mahallesi olan Kızılpınar’ın bu kandan dolayı Kızılpınar ismini aldığı tespit edilmiştir.
Şu andaki Sarız’da yerleşik Kekeç’ler denen sülale Gürbüz’ler, Akpınar’lar, Eroğlu’lar, Türkdönmez’ler ve Erkekler 5 – 6 tane soyisim almışladır. Aslında kökenleri aynı nesilden gelmektedir. Soy ismi kanunu ile değişik soy isimler almışlardır.
Kızıpınar’a yerleşen Arık Hasan ve Arık Mahmut’un çocukları orada kalırlar. Şu anda Osmanağalar, Haldalar, Küpeller diye 3 – 4 kabile şeklinde anılırlar.
Sarız nahiye olur. Halit Ağa tarafından Türkdönmez’lerden ( Müdür Halit) Nahiye müdürlüğüne atanır.
Kızılpınar’ın özgeçmişi yukarıda belirttiğimiz gibidir.
Kızılpınar’da soy isimleri, Arık, Yavuz, Kocakaya, Azgın, Karaibiş, Emeksiz, Çapar, Tunç, Köylü olup halen bu soy isimle anılan kişiler ikamet etmektedirler.
Şu anda Sarız’ın bir mahallesidir.